Yetişkinlikte sergilediğimiz bazı davranışların kökleri, sandığımızdan çok daha erken dönemlere uzanabilir. Sürekli tetikte olmak, sınır koyamamak, kontrol ihtiyacı duymak ya da duygularımızı anlamakta zorlanmak… Bunların her biri tek başına bir sorun ya da bir tanı anlamına gelmez. Ancak çocuklukta yaşanan deneyimler, kişinin kendisiyle ve çevresiyle kurduğu ilişkiyi etkileyebilir.
Sürekli kıpırdayan, saçlarıyla oynayan veya tırnaklarını yiyen bir yetişkin…
Belki de çocukken yoğun stres altında büyümüş, duygularını yatıştırmayı kendi başına öğrenmek zorunda kalmış bir çocuktur. Bedensel tekrarlayıcı davranışlar, bazı kişilerde gerginliği azaltmanın bir yolu hâline gelebilir.
Üzüldüğünde kendini dış dünyadan soyutlayan bir yetişkin…
Belki de çocukken duygularını ifade ettiğinde reddedilmiş, cezalandırılmış ya da anlaşılmamış bir çocuktur. Zamanla yalnızlık, onun için bağ kurmaktan daha güvenli bir alan hâline gelmiş olabilir.
Sınır koymakta zorlanan, ilişkilerinde kendini sürekli feda eden bir yetişkin…
Belki de çocukken kendi sınırlarının yeterince gözetilmediği ve başkalarını memnun etmenin daha güvenli olduğu bir ortamda büyümüştür. Böyle bir çocuk, zamanla kendi ihtiyaçlarından önce başkalarının ihtiyaçlarını düşünmeyi öğrenebilir.
Sessizlikte durmakta zorlanan, sürekli bir ses, ekran veya dikkat dağıtıcı arayan bir yetişkin…
Belki de çocukken sessizliği yalnızlık, ihmal veya evde yaşanan belirsizliklerle ilişkilendirmiştir. Bu nedenle sessizlik, onun için huzurdan çok huzursuzluk yaratıyor olabilir.
Sürekli “Ya yanlış yaparsam?” diye düşünen ve karar vermekte zorlanan bir yetişkin…
Belki de çocukken hata yaptığında desteklenmek yerine yoğun eleştiriyle karşılaşmıştır. Zamanla “doğru davranırsam kabul görürüm” düşüncesini öğrenmiş olabilir.
Her şeyi kontrol etmek ve önceden planlamak isteyen bir yetişkin…
Belki de çocukluğu öngörülemez ve belirsizliklerle doluydu. Kontrolün kaybedilmesinin ne kadar zorlayıcı olabileceğini erken yaşta deneyimleyen bir çocuk, yetişkinlikte güven duygusunu kontrol üzerinden kurmaya çalışabilir.
Kendini yetersiz hisseden ve “Ben yeterli değilim” düşüncesiyle yaşayan bir yetişkin…
Belki de çocukken yeterince görülmemiş, takdir edilmemiş veya sevgiyi çoğunlukla başarı üzerinden deneyimlemiştir. Böylece zamanla “Olduğum hâlimle değil, yaptıklarımla değerliyim” inancını geliştirmiş olabilir.
İlişkilerde ya aşırı bağımlı ya da tamamen mesafeli davranan bir yetişkin…
Belki de çocukken yakınlık yaşadığı kişilerle tutarsız deneyimler yaşamıştır. Bir yandan bağ kurmaya ihtiyaç duyarken diğer yandan yakınlığın incinme ihtimalini de beraberinde getirdiğini öğrenmiş olabilir.
Ne hissettiğini anlamakta zorlanan bir yetişkin…
Belki de çocukken duyguları küçümsenmiş, görmezden gelinmiş veya ifade etmesine yeterince alan açılmamıştır. Zamanla kendi iç dünyasını dinlemeyi ve duygularını adlandırmayı öğrenememiş olabilir.
Çocukluk deneyimleri yetişkinlikteki her davranışın tek ve kesin nedeni değildir. İnsan davranışı; kişilik özellikleri, çevre, ilişkiler, yaşam olayları ve birçok farklı etkenin bir araya gelmesiyle şekillenir.
Ancak bazen yetişkinlikte anlam veremediğimiz bir davranışın karşısında kendimize şu soruyu sormak önemli bir başlangıç olabilir:
“Ben bunu neden yapıyorum?” yerine, “Bu davranış bana ne anlatmaya çalışıyor?”
Çünkü bazı davranışlar değiştirilmesi gereken kusurlar değil; geçmişte işe yaramış, bugün ise yeniden anlaşılmaya ihtiyaç duyan baş etme biçimleridir.

