Hayatın bana öğrettiği en önemli gerçeklerden biri şudur: Kendi yanlışlarıyla yüzleşemeyen insanlar, başkalarının doğrularından rahatsız olur.
Ne gariptir ki; ömrü boyunca ilkeleri rüzgâra göre değişenler, dürüstlük dersi vermeye kalkar. Dün söylediklerini bugün inkâr edenler, doğruluktan söz eder. Kendi vicdanının mahkemesinde beraat edemeyenler ise başkalarını yargılamayı alışkanlık hâline getirir.
Oysa doğruluk; konuşulan bir kavram değil, yaşanan bir duruştur. Doğru olmak; menfaatin yönüne göre saf değiştirmemek, zor zamanda da ilkelerinden vazgeçmemektir. Bunun bedeli vardır. O bedeli ödemeyi göze alamayanlar, doğruların yanında durmak yerine doğruları yıpratmayı seçer.
İnsan, başkasının kusurunu aramadan önce kendi vicdanına bakmalıdır. Çünkü vicdan, susturulsa da hiçbir zaman susmaz. Aynaya bakmadan başkalarının yüzündeki lekeyi göstermeye çalışanlar, aslında kendi gölgeleriyle kavga ederler.
Hiç kimse kusursuz değildir. Biz de değiliz. Ancak hata yaptığımızda kabul etmeyi, doğru bildiğimiz yolda bedel ödemeyi biliriz. Asıl karakter de tam burada ortaya çıkar.
Bugün yine yanlış arayanlar olacaktır. Kelimelerimizi didik didik edecek, niyetimizi sorgulayacak, doğrularımızı gölgelemeye çalışacaklardır. Varsın yapsınlar…
Çünkü hayatında tek bir doğrusu olmayan insanlar, en çok başkalarının yanlışlarıyla uğraşır. Doğrularıyla yaşayanlar ise ne iftiradan korkar ne de dedikodudan. Onlar bilir ki, en doğru hükmü ne kalabalıklar verir ne de önyargılar…
En doğru hükmü; zaman ve vicdan verir.
Saygılarımla,

